Şemski Ailesinin 1917 Göç Serüveni: Sözlü Tarih Anlatısı ve Tarihsel Bağlam
Bu metin, Şemski Aşiretine mensup Mala Mıhemedê Davud ailesinin sözlü anlatısına dayanır., 1917 yılı civarında Erivan,Gümrü,Talin Kazası , Tezekend köyü ile diğer köylerde yaşayan müslüman Kürtlerin Osmanlı topraklarına doğru gerçekleşen zorunlu/yarı zorunlu göç sürecini konu almaktadır. Anlatı, aile büyüklerinden dededen babaya, oradan da günümüze aktarılan hatıralar üzerinden şekillenmiş; tarihsel olaylarla karşılaştırılarak akademik bir disiplin içinde yeniden düzenlenmiştir. Metin, bireysel hafızanın kolektif tarih ile kesiştiği noktaları göstermeyi amaçlamaktadır.
19.yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başları, Kafkasya ve Doğu Anadolu coğrafyası için büyük siyasal ve toplumsal sarsıntıların yaşandığı bir dönemdir. Çarlık Rusyası’nın bölgedeki idari ve askeri politikaları, I. Dünya Savaşı’nın etkileri, etnik ve dini topluluklar arasında artan güvensizlik ortamı, zorunlu göçleri ve yer değiştirmeleri beraberinde getirmiştir. 1917 yılı, Rusya’da Şubat ve Ekim Devrimleri’nin yaşandığı, merkezi otoritenin zayıfladığı ve başta Errmeni Çeteleri olmak üzere yerel güç odaklarının silahlı şiddete yöneldiği bir eşik yıl olmuştur.
Babam Şemskanlı Abdulhadi'nin anlatımıyla;
Ben o zamanlar 14 yaşlarındaydım. Göç kararını kaçınılmaz hâle getiren etkenler yalnızca siyasal ve askerî gelişmelerle sınırlı değildi. Aile hafızasında derin bir travma olarak yer eden bazı olaylar, yerinde kalmanın artık mümkün olmadığına dair güçlü bir kanaat oluşturmuştu. Bu bağlamda, Babam Davut oğlu Mehmed’in kız kardeşi Hanım’ın,(Yani Halam Hanım) eşi ve çocuklarıyla birlikte silahlı Ermeni gruplar tarafından bir odaya kapatılarak yakılması, göç sürecinin en belirleyici kırılma noktalarından biri olarak hatırlanmaktadır.
Babamın Anlatısına, göre, kapatıldıkları odanın içine odunlar doldurulmuş ve ateşe verilmiştir. İçeride bulunan insanların yardım çığlıkları çevreyi inletirken, dışarıda bulunanlar mutlak bir çaresizlik içinde bu vahşete tanıklık etmek zorunda kalmış; hiçbir müdahale imkânı bulamamıştı. Bu olay, yalnızca fiziksel bir yok ediş değil, tanık olanlar açısından derin bir psikolojik yıkım anlamına gelmişti. Babanın anlatımında, yaşananlar karşısındaki çaresizlik duygusu öne çıkmakta; kendisini taşlara vuracak kadar sarsıldığını, ancak olup biteni engelleyemediğini ifade etmişti. Halam Hanım, eşi ve çocukları gözler önünde feryatlar içinde hayatlarını kaybetmişti.
Bu olayın etkileri, yalnızca göç kararının alınmasıyla sınırlı kalmamış; kuşaklar boyunca aktarılan bir travmatik bellek hâline gelmişti. Babam Sofu Mehmet’in ölüm döşeğinde, kız kardeşinin feryatlarının hâlâ kulaklarında yankılandığını ifade etmesi, sözlü tarih anlatılarında travmanın zamansal sürekliliğini açık biçimde ortaya koymaktadır. Vefatından yalnızca birkaç dakika önce, gözlerinden süzülen yaşlar ak sakalına inerken Kelime-i Şehadet getirmesi, yaşanan trajedinin bireysel hafızada nasıl derin ve silinmez bir iz bıraktığını göstermektedir.
Bu durum, göç olgusunun yalnızca fiziksel bir yer değiştirme değil; aynı zamanda kayıp, yas ve hafızayla iç içe geçmiş bir toplumsal deneyim olduğunu ortaya koymaktadır. Aile anlatısı, resmi tarih anlatılarında çoğu zaman görünmez kalan sivil travmaları görünür kılmakta; sözlü tarihin, tarih yazımına sağladığı vazgeçilmez katkıyı bir kez daha teyit etmektedir.
Bu trajedi, hala aile açısından sadece telafisi mümkün olmayan bir kayıp değil, aynı zamanda yaşanılan coğrafyadan ayrılmayı zorunlu kılan temel bir dönüm noktası olmuştur.
Göç yolculuğu boyunca kervanların silahlı çetelerin saldırılarına maruz kaldığı, özellikle erzak, para ve ziynet eşyalarının gasp edildiği aktarılmaktadır. Anlatıda, kadınların bazı değerli eşyaları gizleyerek koruyabildikleri belirtilmektedir. Sözlü tarih anlatısı, bu dönemde sivil halkın maruz kaldığı şiddetin gündelik ve süreklilik arz eden bir olgu hâline geldiğini göstermektedir.
Ailemizin hafızasında derin iz bırakan olaylardan biri de, genç yaşta vefat eden annemin ardından aileye giren üvey annem (Şemsikanlı) asaleti ve fedakârlığıdır. Anlatıda özellikle kız kardeşim Çilé nin ddillere destan güzelliği nedeniyle Ermeni çeteleri tarafından hedef hâline gelmesi, göç sürecinde can ve mal güvenliğinin yanı sıra namus unsurunun nasıl önemli olduğunu çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır. Babaları tarafından keçeye sarılarak at heybesinde gizlenmesi, Çile'yi soran çetelere , "sizden öncekiler onu aldılar" diyerek onları atlatmamız, hayatta kalma stratejilerinin somut bir örneğidir.
Kayıplar ve Travmatik Anılar
Göç sırasında hastalanan amcam Sano'nun oğlu Ali adlı bir çocuğun geride bırakılması ve kendisinden bir daha haber alınamaması, bu yolculuğun telafisi mümkün olmayan kayıplar doğurduğunu göstermektedir. Yine yol üzerinde rastlanan, kuyuda işkenceye maruz bırakılmış bir kişinin durumu; savaş ve otorite boşluğunun yarattığı vahşetin boyutlarını gözler önüne sermektedir.
Osmanlı Topraklarına Geçiş ve İskân
Babam dahil olaylara tanık olan tüm aile anlatısına göre, toplam 26 aile ve 40 kağnıdan oluşan kervan; Erivan üzerinden Aras Nehri’ni aşarak Alican (Margara) geçidi yoluyla Osmanlı topraklarına giriş yapılmıştı, Çilli Hudut Karakolu’nda Osmanlı yetkililerine teslim olunmuş, ardından farklı güzergâhlar izlenerek Kars, Digor (Naxşivan ve Merweng köyleri), Bitlis/Tatvan (Kotum-Küçüksu), Diyadin, Patnos ve nihayet Muş’un Bulanık ilçesine yerleşilmişti. Bu çok aşamalı iskân süreci, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde göçmenlerin sürekli yer değiştirmek zorunda kaldığını göstermekteydi.
Kuşaklar Arası Hafıza ve Yas
Göçün ardından geçen yıllara rağmen, aile hafızasında en derin acı olarak küçük yaşta kurtarılan ancak genç yaşta vefat eden kardeşim Abdulbari’nin kaybı yer etmiştir. Babam Abdulhadiyé Şemski’nin bu acıyı hayatı boyunca taşıması, bireysel yasın kuşaklar boyunca nasıl aktarıldığını ortaya koymaktadır. Bu anlatı, sözlü tarihin yalnızca olayları değil, duyguları ve travmaları da taşıyan güçlü bir kaynak olduğunu göstermektedir.
1917 Göçü: Şemski Ailesinin Hatırası
Şemski ailesinin büyüklerinden aktarılan sözlü tarih anlatılarına dayanarak, 1917 yılında Kafkasya’dan Osmanlı topraklarına doğru gerçekleşen zorlu bir göç sürecini ele almaktadır. Anlatı, bireysel bir aile hafızası olmakla birlikte, dönemin siyasal ve toplumsal koşullarını yansıtan önemli tarihsel ipuçları barındırmaktadır.
I. Dünya Savaşı’nın son yıllarında ve Rusya’daki devrim sürecinin yarattığı otorite boşluğunda, bölgede yaşayan Müslüman Kürt topluluklar için güvenlik koşulları giderek ağırlaşmıştır. Şemskanlılar, Bırukanlılar, Dilxeranlılar, Haydaranlıların bazı kolları ve diğer aşiretler; hem artan şiddet olayları hem de Rus idaresinin yer değiştirmeye izin veren uygulamaları nedeniyle göç kararı almak zorunda kalmıştır.
Kervanlar hâlinde başlayan bu yolculuk, sık sık silahlı saldırılar, açlık ve susuzlukla kesintiye uğramıştır. Anlatıda özellikle kadınların ve çocukların korunması için geliştirilen yöntemler, göçün sadece fiziki değil, aynı zamanda ahlaki ve duygusal bir mücadele olduğunu göstermektedir. Aile hafızasında derin iz bırakan kayıplar; göç yollarında geride bırakılan çocuklar, hastalıklar ve genç yaşta yaşanan ölümlerle somutlaşmaktadır.
Osmanlı topraklarına geçişin ardından aileler farklı bölgelere iskân edilmiş; Kars, Digor, Tatvan, Diyadin, Patnos ve nihayet Muş’un Bulanık ilçesi bu uzun yer değiştirme zincirinin durakları olmuştur. Bu süreç, geç Osmanlı döneminde muhacirlerin yaşadığı istikrarsız iskân politikalarını da yansıtmaktadır.
Aradan geçen yıllara rağmen, bu göç serüveni aile hafızasında bir travma ve aynı zamanda bir direnç hikâyesi olarak yaşamaya devam etmektedir. Babadan evlada aktarılan bu anlatı, bireysel hatıraların tarih yazımı açısından taşıdığı önemi bir kez daha ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak, Şemski ailesinin 1917 göçü, Kafkasya ve Doğu Anadolu’da yaşanan büyük tarihsel kırılmaların mikro ölçekteki bir yansımasıdır. Bu metin, sözlü tarih anlatısını akademik bir çerçeveye oturtarak, bireysel hafızanın tarih yazımı açısından taşıdığı değeri vurgulamaktadır. Göç, şiddet, kayıp ve yeniden tutunma temaları, bu anlatıda iç içe geçmiş durumdadır.
Kaynakça (Seçilmiş)
McCarthy, Justin. Death and Exile: The Ethnic Cleansing of Ottoman Muslims, 1821–1922. Princeton: Darwin Press, 1995.
Zürcher, Erik Jan. Turkey: A Modern History. London: I.B. Tauris, 2004.
Akçam, Taner. A Shameful Act: The Armenian Genocide and the Question of Turkish Responsibility. New York: Metropolitan Books, 2006.
Suny, Ronald Grigor. They Can Live in the Desert but Nowhere Else. Princeton University Press, 2015.
Portelli, Alessandro. The Death of Luigi Trastulli and Other Stories: Form and Meaning in Oral History. Albany: SUNY Press, 1991.
Not: Bu çalışma, ağırlıklı olarak aile sözlü tarih anlatısına dayanmaktadır. Arşiv belgeleri ve yerel kayıtlarla desteklenmesi, ileride yapılacak çalışmalar için önem arz etmektedir.
Tarih Dede (Babamın Hatırlarından)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder