Aşağıda verilen bilgiler hazırlanırken, Arşiv çalışmalarının yanında, bir kısmı sözlü beyanlardan esinlenerek hazırlanmıştır.
Halk arasında, özellikle Ağrı bölgesinde yaygın olan sözlü anlatımlara göre, Seyyid Hacı Şemseddin yedi kardeşiyle birlikte Cizre-Botan yöresinden ayrılarak Doğu Beyazıt’ın Zorava köyüne yerleşmiş ve buradan çevre bölgelere yayılmıştır. Anlatılara göre, kendisinden sonra gelen torunlarına “Şemskiler” denilmiştir. Ayrıca Zilan ve Dilxeyran aşiretlerinin kolları olan Zetoyi, Badoyi, Hemoyi, Redoyi, Nezoyi, Kaski, İskoyi, Tajdoyi gibi grupların da Şemseddin’in kardeşlerinin torunları olduğu, halk arasında sıkça dile getirilmektedir.
Ancak bu anlatılarda Van, Siirt, Batman, Diyarbakır ve İran’daki Şemskilerin bağlı olduğu Hamza Beg’den hiç söz edilmez. Hamza Beg’in Hacı Şemseddin ile akrabalık bağı vardır. Zira ikisi de Şemski mensubu olarak bilinir. Ama yakınlık derecesi net olarak bilinmiyor. Yapılan secerelere dayalı araştırmalarda ise Van ve Ağrı bölgelerindeki Şemski grupları arasında kesin bir boy bağlantısı kurulamamıştır. Ancak her iki tarafta tartışmasız Şemski Aşiretine Mensuptur.
Önemli bir nokta: “Seyyid Hacı Şemseddin” olarak bilinen kişi, Şemskilere adını veren ilk “Şems” değildir. Şems lakabıyla anılan ilk lider, Ebu Muzaffer Şemsü’l-Mülk Emir Cafer bin İsa bin Yahya’dır. Miladi 1076 yılında İran’ın Tebriz veya Hoy şehrinde doğduğu ve 1141 yılında aynı bölgede vefat ettiği rivayet edilir. Bu zatın Muhammed Ziya (lakabı Emir Beg) ve Büyük İslâm Delâili Sa’de adlı iki oğlu olmuştur. Dolayısıyla, Botan’dan geldiği söylenen Hacı Şemseddin’in ismine dayanılarak “Şemskanlı” denilmesi tarihsel açıdan doğru değildir.
Hacı Seyyid Şemseddin, büyük bir zat olarak kabul edilir ve Osmanlı döneminde kethüda unvanıyla Şemskilere liderlik yapmıştır. Kethüda, Osmanlı’da özellikle göçebe veya yarı göçebe aşiretlerde devletin temsilcisi konumundaydı.
Kethüda olarak Şemseddin, Osmanlı sisteminin aşiretler için öngördüğü ideal yöneticiydi: Vergileri adil şekilde toplar, aşiret içi anlaşmazlıkları çözer, ordunun konaklamasını düzenler, devlet görevlilerini ağırlar ve halkın şikâyetlerini üst makamlara iletirdi. Arşivlerdeki bu düzenli kayıtlar, onun idari yeteneğinin ve güvenilirliğinin kanıtıdır. 1552’ye gelindiğinde ise bölgede kendisine bağlı yerleşimler iyice azalmıştı; bu da muhtemelen onun önderliğinde veya vefatından hemen sonra başlayan büyük göçün habercisiydi. Tahmini yaşamı 1480-1552 arası kabul edildiğinde, yaklaşık 70 yıl boyunca hem göçebe hem yarı yerleşik bir cemaati başarıyla idare etmiş bir lider profili ortaya çıkar.
Hacı Şemseddin, Osmanlı’nın aşiret siyasetinde tipik bir “köprü insanı”ydı: Hem devlete sadık hem de halkına bağlı. Onun sayesinde Şemski cemaati, 16. yüzyılın fırtınalı coğrafyasında dağılmadan varlığını sürdürmüş ve günümüze kadar ulaşmıştır. Bugün arşivlerdeki kuru rakamların ardında, aslında bir ailenin, bir cemaatin ve bir aşiretin ayakta kalma mücadelesi vardır. Kethüda Hacı Şemseddin, işte bu mücadelenin en onurlu ve saygın simgelerinden biridir. Torunları için ise hâlâ “dedemiz” diye anılan, ilham veren bir miras sahibidir.
Osmanlı Arşiv Kayıtları
Osmanlı arşivlerinde Hacı Şemseddin ve bağlı cemaat hakkında sınırlı bilgi bulunmaktadır. En net kayıtlar şunlardır:
- 1520 tarihli Halep Tahrir Defteri ve bunu takip eden 1526 (932 H.) ile 1539 (946 H.) tarihli defterler.
- Burada Şemski (Şemsiki) cemaati, Dunbuli (Dınbeli / Dünbeli) hanedanının sekiz kolundan biri olarak geçer.
- Cemaat, Kethüda Hacı Şemseddin’e tâbi olarak kaydedilmiştir.
1526 (932 H.) kaydı:
- 94 hane + 2 mücerred (bekâr erkek)
- 1.538 akçe vergi geliri (varidat)
Aynı dönemde Şemseddin Kethüda’ya bağlı başka bir Dunbuli cemaati ise 34 hane + 6 mücerred olarak görünür.
1539 (946 H.) kaydı:
- Cemaat Acûz nahiyesine yerleşmiş ve 15 nefer (kişi) olarak küçülmüştür.
Bu gruplar, Birecik, Urfa, Sacur (Saruca), Rûc, Mardin Arabî Dağı ve Halep livasının kuzey-doğu kesimlerinde (Menbic, Suruç civarı) konar-göçer veya yarı yerleşik hayat sürerek vergilendiriliyordu. Kayıtlar, Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA) Tahrir Defteri serisinde (örneğin TD 998 ve 397 numaralı 1536 Halep mufassal defteri) yer alır.
Bu bilgiler, Şemseddin ve bağlı hanelerin 1552 yılından önce bölgeden göç ettiğini göstermektedir. Göçün, Hacı Şemseddin’in vefatı sonrası mı yoksa onun önderliğinde mi gerçekleştiği bilinmemektedir. Tahmini yaşam süresi 1480-1552 arasıdır. Eğer kendisi halkıyla birlikte göç etmiş olsaydı, bugün Van, Kars, Ağrı, Muş, Siirt ve Batman’daki torunlarının mezar yerini bilmesi beklenirdi. Mezarının nerede olduğu bilinmediği için muhtemelen Mardin veya Suriye topraklarında olduğu düşünülmektedir.
Ağrı bölgesindeki Şemskiler, Hacı Şemseddin’in oğlu Bekir’in soyundan gelir. Ünlü Zor Mirze Ağa ailesi de Bekir’in torunları arasındadır. Hacı Şemseddin’in bazı torunları, tarih boyunca devlet nezdinde saygın konumlar elde etmiş ve önemli görevler üstlenmiştir.
Soy ve Kimlik Konusu
Bazı aileler arasında “Seyyid Hacı Şemseddin” ifadesi yaygın olsa da, onun seyyid olduğuna dair herhangi bir belgeye rastlanmamıştır. Yapılan tüm araştırmalarda Şemskiler, Taife-i Ekrad (Kürt aşiretleri) arasında gösterilir ve Şemskiler kendilerini Kürt olarak kabul eder. Seyyidlik için Arap kökenli ve Hz. Muhammed’in Kureyş/Haşimi soyundan olmak gerektiğinden, Hacı Şemseddin’in seyyid olma ihtimali bulunmamaktadır. Ancak, Hacı Şemseddin’in sosyal hayatı, kethüdalık görevinin doğal bir uzantısıydı. Cemaatin kethüdası olarak aşiret meclislerinde (divan) söz sahibi olur, gençleri eğitir, yaşlıları dinler ve dış tehditlere karşı birliği sağlardı. Devlet ricalini ağırlamak, vergi tahsilatını adil yürütmek ve aşiret içi huzuru korumak gibi görevler, onun hem diplomat hem de baba figürü olmasını gerektirirdi. Halk anlatılarında “büyük zat” ve “Seyyid Hacı Şemseddin” olarak anılması, onun dindarlığına, adalet duygusuna ve halk nezdindeki itibarına işaret eder.
Benzer seyyidlik iddiaları, birçok Kürt aşiretinde (özellikle Diyarbakır çevresinde Bermekîlere dayandırılan gruplarda) görülür. Toplum nezdinde itibar ve meşruiyet sağladığı için, Harun Reşid döneminden itibaren bazı aşiretler kendilerini Peygamber soyuna bağlayan secereler hazırlatmış ve bunları halife veya üst makamlara onaylatmıştır. Şemskiler arasında böyle bir uygulamanın olup olmadığı kesin olarak bilinmemektedir; ancak bu konu tarihî ve sosyolojik açıdan araştırılmaya değer bir husustur.
Kaynaklar:
- Samsun 1992, 19 Mayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), s. 32.
- 397 Numaralı Halep Livası Mufassal Defteri (943/1536).
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder