Kazım Keklik (lakabı: Keké), 1931 yılının Temmuz ayında Muş’un Bulanık ilçesine bağlı Kırkgöze Köyü’nde (eski adıyla Kekeli) dünyaya geldi. Babası, aşiret içinde derin saygı duyulan, önder vasıflarıyla temayüz etmiş ve bölgenin en değerli şahsiyetlerinden biri olarak kabul edilen Abdulhadiyé Şemski idi. Keké, işte bu köklü ve onurlu Şemskanlı soyunun en nadide meyvelerinden biri olarak, hem baba hem de ana tarafından aşiretin en saf damarlarından beslenerek yetişti.
Ailesi, 1918 yılında Ermeni zulmünün acımasız dalgalarıyla karşı karşıya kalarak Gürcistan sınırından geçmek zorunda kalmış ve idari açıdan Ermenistan’ın Şirak bölgesinde yer alan Gümrü’ye bağlı Tezekend köyünden Türkiye’ye iltica etmişti. Bu göç, ailenin tarihî hafızasında silinmez bir yara olarak yer etmiş, aynı zamanda Keké’nin ilerleyen yıllarda aşiret tarihine duyduğu derin ilgiyi besleyen en önemli etkenlerden biri olmuştur.
Kazım Keklik, dönemin Muş-Bulanık yöresinde sayılı köy okullarından birinde ilk tahsilini tamamladı. Ancak son dönemlerin en önemli tarihçi ve aşiret bilimcilerinden biri olarak kabul edilen bu müstesna şahsiyet, amcalarının karıştığı müessir bir olay neticesinde ailenin yaşadığı çalkantılı dönem nedeniyle düzenli bir yüksek tahsil imkânı bulamamıştır. Buna rağmen üstün zekâsı, muazzam hafızası ve doğuştan gelen ilim aşkıyla kendini yetiştirmiş; sözlü tarih geleneğinin yaşayan bir ansiklopedisi hâline gelmiştir. Onun gibi nadir bulunan bir âlim, ezberindeki binlerce tarihî olayı, şahsiyeti ve aşiret silsilesini günlerce kesintisiz anlatabilecek kapasiteye sahipti.
1956 yılında İzmit’in Kandıra ilçesinde topçu taburunda vatani görevini ifa ederken, annesi Perişan’ı (Xezal) kaybetti. Annesi, Diyadin’den Muş-Bulanık yöresine göç etmiş, Diyadin'in Şahveled yada Zeynel köylerinden olan Şemskanlı Nebinin kızıydı. Kendisine Perişan'a Nebi diye hitap ederlerdi. Böylece Keké, hem anne hem de baba tarafından Şemskanlı soyunun en saf ve en güçlü koluna mensuptu. Bu çift taraflı Şemskanlılık, onun ömür boyu aşirete duyduğu derin aşkın ve bağlılığın temelini oluşturmuştur.
Keké, eşsiz önderlik vasıfları, keskin zekâsı, ikna edici üslubu ve adalet timsali kişiliğiyle bölgede kan davaları, aile anlaşmazlıkları ve toplumsal ihtilafların çözümünde vazgeçilmez bir kanaat önderi hâline geldi. Her sorunun barışçıl ve onurlu yollarla çözülmesinde uzmanlaşmış, güvenilirliği ve dürüstlüğüyle herkesin gönlünde taht kurmuştu. Hayattaki en büyük ideali, Şemski aşiretinin tarihini derinlemesine araştırarak ilmî, kalıcı ve kuşaklara miras kalacak bir eser ortaya koymaktı. “Şemski tarihi üzerine derin bir araştırma yapıp kalıcı bir eser bırakmak benim en büyük hayalimdir” derdi. Ne var ki dönemin siyasi, sosyal ve ekonomik şartları bu ulvi idealini gerçekleştirmesine maalesef imkân vermedi. Yine de sözlü mirasıyla, anlattığı her hikâyeyle aşiretin tarihini gelecek nesillere aktaran bir köprü oldu.
1958 yılında Ağrı’nın Diyadin ilçesine bağlı Câneqız köyünden Süleyman’ın kızı Perizade ile evlendi. Bu mübarek izdivaçtan üç erkek ve altı kız olmak üzere dokuz evladı dünyaya geldi. Aile reisi olarak hem maddi hem manevi sorumluluklarını büyük bir olgunluk ve sevgiyle yerine getirdi.
Kazım Keklik, 1965 yılında Tatvan Devlet Demir Yolları’nda işçi olarak göreve başladı. Çalışkanlığı, disiplini ve üstün yeteneği sayesinde kısa sürede basamakları hızla tırmandı; önce ateşçi, ardından makinist ve nihayetinde tren şefi pozisyonuna yükseldi. 1998 yılında emekliye ayrılarak önce Adapazarı’na, ardından da İzmir’in Menemen ilçesine yerleşti. Emeklilik yılları, onun için sadece dinlenme değil; akrabalarıyla daha sıkı bağlar kurduğu, barış ve birliktelik tohumları ektiği bereketli bir dönem oldu.
Yaşamı boyunca karşılaştığı her türlü zorluğa rağmen her yıl düzenli olarak bütün akrabalarını ziyaret eder, onların dertleriyle dertlenir, sevinçleriyle sevinirdi. Küskünleri barıştırmada, kan davalılarını uzlaştırmada öncü ve önder rol üstlendi. Gençlik yıllarında Bulanık, Malazgirt, Hınıs, Varto, Patnos ve Sarısu yörelerinde düzenlenen Nevruz kutlamalarındaki güreş müsabakalarında gösterdiği destansı başarılar nedeniyle “Pehlivane Çew Héşin” (Yeşil Gözlü Pehlivan) lakabıyla anıldı. Sırtı hiç yere gelmeyen bu yiğit pehlivan, aynı zamanda gelmiş geçmiş en usta tırpan keşlerinden biriydi. Ekin biçme mevsimlerinde her gün için çift yevmiye ödenir, onun önüne tırpan çekebilecek ikinci bir babayiğit çıkmazdı. Bu yönüyle hem fiziki güç hem de maharet timsaliydi.
Kazım Keklik, derin bir âlim, Osmanlı ve aşiret tarihlerinin yaşayan hafızası, son derece cana yakın, mütevazı, şakacı ve insanî vasıflarıyla dolu bir insandı. Tasvip edilmeyen tek yönü sigaraya olan zaafıydı; maalesef bu alışkanlık akciğer kanserine yol açtı ve vefatına neden oldu. Ancak bu büyük kayıp, onun bıraktığı manevi mirası asla gölgelemedi.
Özellikle Hz. Ali’nin hayatı, savaşları ve muhteşem kişiliği üzerine “derya gibi” bir bilgi birikimine sahipti. Modern düşünceye açık, Kur’ân-ı Kerîm’i ezberden okuyan, aynı zamanda aşiret tarihine âşık bir Kur’ân ve tarih sevdalısıydı. Vefat anında, başında Yâsîn-i Şerîf okuyan imamla birlikte son nefesine kadar Kur’ân tilaveti devam etti. Ölümünden iki dakika öncesine kadar Âmene’r-Resûl duasını yüksek sesle okudu. Şahadet parmağını kaldırarak kelime-i şehâdet getirdi ve “Beni asla yatağa yatırmayacaksınız” diyerek önünü kıbleye dönmüş olduğu koltukta, dimdik ve vakarla ruhunu teslim etti. Bu son anlar, onun imanının, azametinin ve teslimiyetinin en çarpıcı nişanesi oldu.
Bulunduğu her mekânda doğal bir önder olarak görülen, kendisine derin saygı ve muhabbet duyulan Kazım Keklik, Şemski aşiretine adeta âşıktı. Onları “dünyanın eşsiz, en onurlu ve en kadim aşireti” olarak görür, her fırsatta bu gururu dile getirirdi. Ömrü boyunca aşiretin birliği, dirliği ve tarihî mirasının yaşatılması için çaba sarf etti. Bugün geride bıraktığı örnek şahsiyeti, barışçı mirası ve ilim aşkı, tüm sevenlerinin gönlünde ebedî bir ışık olarak yanmaya devam etmektedir.
Kazım Keklik’in mübarek naaşı, İzmir Menemen ilçesi Asarlık Mezarlığı’nda ebedi istirahatgâhına kavuşmuştur. O, sadece bir birey değil; bir önder, bir âlim, bir barış elçisi ve Şemski tarihinin yaşayan bir abidesi olarak hafızalarda yerini almıştır. Bazı zatlar vardır ki meziyetlerini, insancıl vasıflarını, edebini, kişiliğini ve hayırseverliğini anlatmaya ne kalem ne kelam nede defter yeter. İşte Kazımê Evdılahiyê Şemski böyle bir kişiydi. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder