Osmanlı arşiv belgeleri de bu durumu desteklemektedir.1520 tarihli Halep Tahrir Defteri’nde Şemskiler,Birecik, Urfa,Sacur,Rûc ve Mardin Arabî Dağı civarında sekiz cemaat hâlinde yaşayan Dunbuli (Dınbeli) hanedanının sekiz kolundan biri olarak kaydedilmiştir.Bu kayıtlaragöreKethüda Hacı Şemseddin’e tabi olan Şemski cemaatinin Hicri 932 (Miladi 1526) yılında 94 hane, 2 mücerred ve 1538 akçe varidatı bulunmaktaydı. Aynı dönemde, yine Şemseddin Kethüda’ya bağlı başka bir Dunbuli cemaati ise 34 hane ve 6 mücerredden oluşmaktaydı. Hicri 946 (Miladi 1539) yılında bu cemaatin Acûz nahiyesine yerleştiği ve 15 neferden ibaret olduğu kayıt altına alınmıştır. 1526 sonrası tahrir defterlerinde Kethüda Hacı Şemseddin’in adına rastlanmaması, onun bu tarihten sonra ya göç ettiğini ya da vefat ettiğini düşündürmektedir.
Şems’ül Melik Emir Cafer ile Hacı Şemseddin arasında yaklaşık beş yüz yıllık bir zaman farkı bulunmaktadır. Dolayısıyla, mevcut yazılı ve belgeli kaynaklar, Şemskilerin ilk atası olarak Şems’ül Melik Emir Cafer’i işaret etmektedir.
Şems’ül Melik Emir Cafer’in soyu, Abbâsîler dönemine kadar uzanmaktadır. Şecere kayıtlarına göre, dedeleri Abbâsî Halifesi Harun Reşid’in ünlü veziri Yahya el-Bermekî’nin soyundandır. Bu silsile şu şekilde aktarılmıştır.: Ebü’l Muzaffer Cafer Şems’ül Mülûk yani (Şems), Emir İsa es-Selâhaddin, Yahya el-Kürdî, Emir Cafer-i Sânî, Emir Süleyman, Emir Şeyh Ahmed Bey, Emir Musa-i Melik Tahir, Melik Emir İsa, Emir Musa, Harun Reşid’in veziri Emir Yahya, Kadıkudat Halid, Kubad, Bermek, Erdevan, Bermek ve Enûşirvân-ı Âdil.
Şems’ül Melik Emir Cafer’in biyografisi, Dîroka Khoy ve Tarihi Denabil adlı eserlerde ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır. Bu kaynaklarda, “Dunbulilerin Meşhurları” başlığı altında, onun Dümbeli emirleri arasında en tanınmış ve en etkili şahsiyetlerden biri olduğu vurgulanmaktadır. Aydın kişiliği, yardımseverliği, devlet adamlığı vasfı ve halk üzerindeki manevi etkisi nedeniyle kendisine “Şems” lakabı verilmiş ve Şems’ül Melik Emir Cafer adıyla tanınmıştır. Dunbuli-Şemski tarihinde “Üçüncü Cafer” olarak anılmaktadır. Kendisine tabi halk kısaca adını Şems olarak anmaktadır.
Rivayetlere göre Şems’ül Melik Emir Cafer, ilmî yönüyle de öne çıkan bir şahsiyetti. Ana dili Kürtçe’nin yanı sıra Farsça, Arapça, Ermenice ve Azeri Türkçesini iyi derecede bildiği aktarılmaktadır. Dunbuli tarih kroniklerinde ortak olarak yer alan bilgilere göre, Dunbuliler bir aşiret konfederasyonu olup birçok oymaktan oluşmaktaydı. Bu oymaklar arasında; Emir Yahya’nın torunları olan Yahya Dunbulileri, Ebü’l Muzaffer Cafer Şems’ül Mülûk’ün torunları olan Şemsikîler, Emir İsa’nın torunları olan İsabeyliler ile Emir Feridun ve Emir Eyübhanî’nin torunları olan Beyzadeler sayılmaktadır.
İranlı tarihçi Baba Marduh Ruhani, Kürt Ünlüleri adlı eserinde Şems’ül Melik Emir Cafer’i, Hoy şehrinin hâkimi ve Bermekî soyundan gelen Dunbulilerin ilk emiri olarak tanımlamaktadır. Ona göre Şems’ül Melik, ilk icraat olarak Hoy şehrini hükümet merkezi hâline getirmiştir.
Hurşidi Tarihi’nde ise şu bilgiler aktarılmaktadır: Hoy Emiri Şems’ül Melik’in 15 nesil boyunca torunları Hoy’da hüküm sürmüştür. Şems, Kürdistan’ın tamamına yayılmış olan Dunbuli topluluklarını —Diyarbakır, Ermenistan, Azerbaycan ve Şam’a kadar uzanan bölgeleri— hâkimiyeti altına almıştır. Hicri 522 yılında Erciş Kalesi’ni fethetmiş, bu kalenin yakınında Rûsed Kalesi’ni inşa ettirmiştir. Ayrıca Sökmenabad ve Zorava civarında bulunan Perd Kalesi’ni kendisi için, Mameş Kalesi’ni ise akrabaları için imar ettirmiştir. Şems ve soyundan gelenler, uzun yıllar Perd Kalesi’nde hüküm sürmüştür.
Tarih-i Elfî Türkî adlı esere göre, Şems’ül Melik Emir Cafer, Perd Kalesi’ni Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’in torunlarından almıştır. Bu bilgi, Şems’in Selçuklu siyasi çevreleriyle doğrudan temas hâlinde olduğunu ve bölgesel güç dengeleri içinde etkin bir konumda bulunduğunu göstermesi bakımından önemlidir.
Ayrıca, Merhum Alikhani Terbiyeti, Danişmendnâme-yi Azerbaycan adlı eserinde, Şems hakkında önemli methiyeler yazan ve 1126-1199 tarihleri arasında yaşamış olan, dönemin önemli şairlerinden Hâkânî ve Şems hakkında ayrıntılı bilgiler vermektedir. Bu eserde yazılanlara göre; Hâkânî, Şirvanlı olup, Şirvan şahı Menuçehr Feridun, Selçuklular, Harzemşahlar ve Azerbaycan Atabeyleri döneminde yaşamıştır. Kaynaklarda aktarıldığı üzere, Bu atabeyler, Hakani Şirvaniden, Şems’ül Melik Emir Cafer’in kişiliğini, asaletini, yaşam tarzını, tarihî rolünü ve nesebini yakından öğrenip ; bu bilgilerin şiir diliyle kaleme alınmasını istemişlerdir. Bu amaçla şair Hâkânî, Şems’ül Melik’in hizmetine verilmiş ve uzun süre onun sarayında bulunmuştur.
Hâkânî, Şems’in sarayında geçirdiği bu sürenin ardından, Atabeylere hitaben kaleme aldığı şiirlerinde Şems’ül Melik ve ailesini şu mısralarla tasvir etmiştir:
“Onlar nur gibi pak,Kâbe’nin muhafızları gibiydiler.Kâbe’nin kapısına asılsa, örtüsü kadar kıymetli olurlardı.İbnü’l-Kays’ın emrinde Kâbe’ye hizmet ettiler.Bizim onları dünyaya anlatmamız gerekir.”
Bu dizelerde Hâkânî, Şems’ül Melik ve ailesini dinî saflık, asalet ve hizmet anlayışıyla özdeşleştirerek yüceltmektedir. Hâkânî ayrıca, Şems’ül Melik’in Azerbaycan Atabeyleri için bir fikir adamı ve danışman konumunda bulunduğunu; bölgedeki ümera ve vezirlerle sürekli temas hâlinde olduğunu da özellikle vurgulamaktadır.
Şems’ül Melik’in vefatından sonra, şair Efzaleddin İbrahim Hakani Şirvani hac yolculuğu sırasında Irak’ta konaklamış; burada dönemin alimleri ve ileri gelenleri tarafından misafir edilmiştir. Bu meclislerde Şems’ül Melik Emir Cafer’in adının saygı ve hayranlıkla anıldığını işiten Hakani, büyük bir şaşkınlık ve duygulanma yaşamıştır. Oradaki ulemanın tamamının Şems’ün adını bildiğini ve onu övgüyle andığını görmesi üzerine, henüz Irak’ta bulunduğu sırada Tuhfetü’l-Irakeyn adlı eserini kaleme almıştır. Bu eserde, Şems’ül Melik Emir Cafer ve onun yakın dostu olan Şirvanşah Menuçehr Feridun için uzun methiyelere yer vermiştir.
Eserde yer alan şiirlerden kısa bir bölüm şu şekildedir:
“Bu iki kişinin bulunduğu meclis,Kâbe-i Ekber’dir, şüphesiz Kâbe’dir.Onlar sırları açığa çıkaranlardı,İlimler serden, hazineden gelir.Çünkü ikisi de pak ve temizdir.Hem Hz. Ali hem Ca‘fer-i Tayyar,Ben söz açayım üçüncü Ca‘fer’den.
Nesebi Bermekîlere dayanır hükmen,
İkisi de savaşta güçlü ve metanetlidir.
Hem gül gibi narin hem de son derece cömerttirler…”
Bu dizelerde Şems’ül Melik’in soyu Bermekîlere bağlanmakta, ilmî ve ahlaki üstünlüğü ile birlikte askerî kudreti ve cömertliği de vurgulanmaktadır.
Şems’ül Melik ve ailesi, yaklaşık 250 yıl boyunca, yani Moğol istilasına kadar, bölgede emirlik makamını ellerinde tutmuş; uhdesindeki ziynet ve hazineleri koruyarak emirliğin ekonomik ve siyasi gücünü artırmıştır. Moğol istilasının ardından, Şems’ün oğlu Melik Tahir lakaplı Emir Bey’in soyundan gelen Emir Behlül’ün oğlu Mansur Şah Hicri 800 yani Miladi 1398 yılında Sincar Kalesi’ni onarmış; Hoy, Perd ve Mameş kalelerinde uzun süre hüküm süren Şemski, İsabeyi ve diğer Dünbuli ailelerini bu bölgeye yerleştirmiştir.
İki oğlu bulunan Şems’in vefatının ardından emirlik yönetimi Emir Beg ile Kadilkudat Ebu Abbas Sa‘det Bey arasında paylaşılmıştır. Sa'det Emirliğin Şer'i Hukuk ve eğitim işleri ile görevlendirilmiştir. Şemskanlu Hanedanının soyu, Emir Cafer Şemsü’l-Melik Şems’in oğlu Sa‘det’in torunları olarak günümüze gelmiştir. Emir Bey ise daha ziyade askeri konularla ilgilenmiştir. Nitekim Bütün kaynaklarda Dünbuli secere ve tarihi kronolojisi Emir Bey üzerinden yürümüştür.
Emir Beg; Hoy, Sekmanabad, Zorava ve çevresindeki diğer İran bölgelerinde hüküm sürerken, Sa‘det Beyin torunları, Şam, Musul ve kısmen Mısır coğrafyasında siyasi hâkimiyet tesis etmişlerdir. Sa'det'in oğlu, Büyük islam delaili Ebu Abbas Muhammed Halildir. Halilin oğlu da, Eyubilerin Şam Emiri Sultan İsa döneminde kadılar kadısı olarak görev yapan Ebu Abbas Şemseddin Ahmetdir. Günümüzde hala hukuk fakültelerinde bir çok içtihat'a ışık tutan kitapların sahibi kadilkudat, Ebu Abdullah Şehabeddin Muhammed ise Ebu Abbas Şemseddin Ahmed'in oğludur.
ŞEMS'İN BIRAKTIĞI ESERLER
Şems’ül Melik Emir Cafer, hükümdarlığı süresince cömertliği ve hayırseverliği ile tanınmış; bulunduğu yerlerde kalıcı mimari eserler bırakmıştır. Şems, emirliği süresince çok sayıda mimari ve ilmî eser bırakmış; bunlar arasında en dikkat çekici yapı, Hoy Meydanı’nda inşa ettirdiği Şems Minaresi olmuştur. Dönemin inşa geleneğine uygun olarak, minare yapımında en değerli süsleme unsurları kabul edilen ahu, geyik ve dağ keçisi kafatası kemiklerinden oluşan görkemli bu minareyi İran’ın Hoy kentinin merkezinde inşa ettirmiştir. Günümüzde hâlen ayakta olan bu yapı, İranlılar tarafından “Şemsê Dinbilî Minaresi” olarak adlandırılmaktadır.
Merhum Ali Terbiyet"Danişmendname-i Azarbaycan" isimli kitabında Şirvan Şairi hakaninin, Asubuh ve Tuhfetül irakeyn isimli kasidelerinde Şems-ül Melik'i meth ederek Khoy'daki bütün Burç, İmaret, Medrese ve yetimhanelerin Şems'in eseri olduğunu kaydeder.
Emir Kebir Mahmut han'da "Tezkiret ül Dinbili" de Khoy'daki bütün eserlerin şemsül Melik'e ait olduğunu ifade ederek, şemsin Mezarının Khoy Meydanında yaptırdığı Minaresinin hemen altındadır şeklinde ifade etmektedir.
İşte Sems Minaresinin çevresinin restore edilmemiş hali.(Bu fotoğraf 1920 yılında çekilmiştir)
Bazı iran menşeyli kaynaklar kasıtlı olarak Minare ve türbenin Şems'i Tebrizi'ye ait olduğunu iddia etse de bilgileri doğru değildir. Çünkü Tebrizli Şems'in Mezarı Şu anda Konya'da Şemsi Tebrizi camisindedir.
Khoy'daki türbenin İran şahı Şah İsmail tarafından restore edildiği iddiaları da tamamen uydurmadır. Zira Türbenin etrafı 1920 yılından sonra restore edilmiştir. Türbenin Şemskilerin dedesi Şems'e ait olduğunun en büyük kanıtı da 1920 yılında çekilmiş olan minarenin resmidir. yukarıdaki resimde de anlaşılacağı üzere 1920 yılında çekilmiş olan minarenin çalı çırpılarla kaplı bir alanda olduğu ve herhangi bir restorasyon görmediği anlaşılmaktadır. Zaten şah ismail 1500 lü yıllarda yaşamıştır. Şemsi tebrizi ise, Dedemiz Şems'ten yaklaşık 100 yıl sonra yaşamıştır. şemsi Tebrizi dünyaya gelmeden öncek yazılmış olan eserler de bu minare ve mezardan bahsetmektedir. Restorasyon 1975 yılında Humeyni döneminde yapılmıştır.
Bu işin aslını öğrenmek için Mirasi ferhengi denilen İran Vakıflar Başkanlığına yaptığımız müracaat'ta bize bilgi vermek istemediklerini ve bu işi kurcalamanın bir fayda getirmeyeceğini ifade ederek kapıları kapattılar.
Başka bir delil de İran Milli kütüphanesindeki Tarih-i Şehr Khoy isimli kitaptır. Bu kitapta, Khoy şehrindeki bütün eserlerin Şems-ül melike ait olduğunu yazarken, ve Tebrizde dünyaya gelen Şemsi Tebriziden hiç bahsetmemektedir.
Şems-ül Melik'in oğlu Emir beg Babasının Mezarının hemen alt tarafında bir bir cami inşa etmiştir. Bu cami ile Şems'in mezarının içinde bulunduğu araziye Şemsin Bağları denilmektedir. Yani Emir beg'in camisi ile şemsin minaresi ve mezarı bu aileye ait bağların içinde inşa edilmiştir. Eski iran kayıtlarında bu arazi Şems ül melik ailesine ait olduğu mevcuttur.
Sadece bu minare ile mezarın Şemsi Tebriziye ait olduğuna dair tek uydurma delilleri şudur; Bir zamanlar buradan bir bir bezirgan geçmiş ve bezigan bu bağlara Şah bağları denildiğini not almış, ancak hangi şah zamanında oradan geçtiğine dair bir bilgi yoktur.
Malum olduğu üzere İran şii inancını benimser, dolayısı ile en önemli eser ve kişilikleri Şiilere mal etme çabası güttüğünden, bu eserlerin şii veya İran kökenlilere ait olduğu algısını yaratmaya çalışmaktadır. Bu nedenle Şems-ül Melike ait olan bu eserleri Şemsi Tebrizi ye isnat etmeye çalışmaktadır.
Ayrıca, XII. yüzyılda Erzurum’da inşa edilen ve günümüzde Saat Kulesi olarak bilinen Tepsi Minare külliyesinde, eserin Şems’ül Melik tarafından yaptırıldığına dair bir ibarenin bulunduğu ifade edilmektedir. Ancak bu kayıtta adı geçen şahsın, Şems’ül Melik Emir Cafer ile aynı kişi olup olmadığı henüz kesin olarak teyit edilememiştir.
Sonuç olarak, Tarih, yalnızca anlatılan hikâyelerin değil, belgelerin, suskunlukların ve unutulmuş izlerin toplamıdır. Şemski tarihine dair yüzyıllar boyunca aktarılan rivayetler, zamanla hakikatin önüne geçmiş; aşiretin kökeni, masalsı anlatılar içinde bulanıklaşmıştır. Oysa yazılı kaynaklar dikkatle incelendiğinde, bu sis perdesinin ardında güçlü ve berrak bir hakikat belirir: Şemski adının ve varlığının kaynağı, 11. yüzyılın müstesna şahsiyetlerinden Şems’ül Melik Emir Cafer’dir.
Osmanlı tahrir defterleri, Dunbuli kronikleri ve Hâkânî Şirvânî’nin şiirleri, Şems’ül Melik’i yalnızca bir emir olarak değil; ilmiyle, asaletiyle ve siyasi basiretiyle çağını aşan bir figür olarak tasvir eder. Hoy’dan Perd’e, Mameş’ten Erciş’e uzanan bu tarih, bir aşiretin göç hikâyesinden çok daha fazlasıdır; kalelerle mühürlenmiş bir hâkimiyetin, ilimle beslenmiş bir soyun ve iki buçuk asır süren bir siyasi mirasın ifadesidir.
Bu nedenle Şems’ül Melik Emir Cafer, yalnızca Şemski aşiretinin atası değil; Kürt ve Azerbaycan tarihinin ortak hafızasında yer alan kurucu bir şahsiyet olarak değerlendirilmelidir. Onun adı etrafında şekillenen tarih, efsanelerle değil, belgelerle okunmalı; geçmiş, hak ettiği tarihsel ciddiyetle yeniden anlamlandırılmalıdır.
Sonuç olarak, Şemski tarihinin sağlıklı biçimde anlaşılabilmesi, sözlü anlatılara dayalı kabullerin eleştirel bir süzgeçten geçirilmesi ve yazılı-belgeli kaynakların merkeze alınmasıyla mümkündür. Şems’ül Melik Emir Cafer, yalnızca bir aşiretin atası değil; Orta Çağ Kürt-Azerbaycan tarihinin siyasi, kültürel ve entelektüel dokusunda iz bırakmış müstesna bir tarihsel şahsiyet olarak değerlendirilmelidir. Onun adı etrafında şekillenen tarih, efsanelerle değil, belgelerle okunmalı; geçmiş, hak ettiği tarihsel ciddiyetle yeniden anlamlandırılmalıdır. Bu çalışma, ileride yapılacak daha kapsamlı arşiv araştırmaları ve karşılaştırmalı tarih incelemeleri için sağlam bir zemin oluşturmayı hedeflemektedir.
Mehmet KEKLİK

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder