Lütfen Kopyalamayınız. Bu içerik telif haklarıyla korunmaktadır. Yalnızca bu sayfadan okuyunuz ve içeriği Sosyal Medyanızda paylaşınız.

ŞEMS


Şems’ül Melik Emir Cafer, halk arasında bilinen adıyla Şems, mevcut kaynaklara göre 65 yıl yaşamış  ve henüz 16 yaşında iken emirliğin başına geçmiştir. Onun bu denli erken yaşta tahta çıkmasının nedeni, babası Selahaddin lakaplı Emir İsa’nın sağlık sorunları sebebiyle kalan ömrünü Tebriz’de geçirmek istemesidir.
Şems’in doğum tarihi konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Muhammed Emin Zeki Bey’in Kürtler ve Kürdistan Tarihi adlı eserinde, Şems’in hicrî 535 yılında vefat ettiği belirtilmektedir.Bu tarih miladî  1141 yılına tekabül etmektedir. Buna karşılık Elfi Türki Tarihi, Şems’in vefatını hicrî 576 olarak kabul  eder. Şemsin büyük oğlu Emir Beg’in doğum tarihi hicrî 562 yılı olması bu bilgiye doğruluk  bağlamında paralellik göstermektedir. Dolayısıyla Muhammed Emin Beg'in bilgileri dikkate alındığında Şems’in vefatı ile Emir Beg’in doğum tarihi arasında belirgin bir tutarsızlık ortaya çıkmaktadır.
Khoy Tarihi ve Abdurezzak Bey’in Tarihi Denabile adlı eserlerinde, Şems’in oğlu Melik Tahir  lakaplı  Emir Beg'in hicrî 676 yılında, 114 yaşında iken vefat ettiği kaydedilmektedir. Bu bilgi İran tarih  kaynaklarınca da doğrulanmaktadır. Ayrıca Şems’in hicrî 576 yılında vefat ettiğini teyit eden başka bir  delil, Emir Beg’in babasının ölümü üzerine yazdığı şiirden bir satırda ölümtarihini şöyle yazmaktadır:
بسال پانصدو هفتادو شش مه شوالد
sal, pensüd, hefti, şeş, meh. şewal
Yani yıl 576 ay Şewal ayı
Bu ifadeyle kastedilen tarih, hicrî 576 yılının Şevval ayıdır. Buna göre Şems’in vefatı miladî 1181 yılına denk gelmektedir. Şems’in doğum tarihi ise hicrî 511 (miladî 1115/1116) olup, toplamda 65 yıl yaşamış ve 49 yıl boyunca emirlik makamında bulunmuştur.
Sonuç olarak, Şems’in 16 yaşında tahta çıktığına dair bilgiler, farklı dönemlerde kaleme alınmış Elfi Turki, Hanife Dinaverî ve Baba Mardux Ruhani* gibi eserlerde de birbirini teyit etmektedir. Şems'in  yaşadığı dönem hakkında özellikle Şemski aşireti içinde zamanla oluşmuş ciddi bir bilgi karmaşası ve  tarihsel tutarsızlık dikkat çekmektedir. Ağrı, Muş, Van ve Kars yörelerinde, yeterli belgeye dayalı şecere kayıtlarının bulunmaması nedeniyle, kuşaktan kuşağa aktarılan anlatılar çoğu zaman masalsı bir nitelik kazanmıştır. Bu anlatılara göre, Şemski aşiretine adını veren kişinin 16. yüzyılda Botan bölgesinde  doğduğu iddia edilen Hacı Şemseddin olduğu ileri sürülmektedir. Ancak bu iddiaları destekleyen  herhangi bir resmi belge mevcut değildir. 
Ayrıca, aşirete adını veren ilk şahsın Hacı Şemseddin olmadığı da tarihsel verilerle sabittir. Bazı  anlatımlara göre, bir dizi olay sonrasında Mardin veya Botan bölgesinden ayrılan Şemskilerin, önce  Erzurum’a, ardından Van ve Doğubayazıt’a yerleşmeleri 1539 yılından sonra ve mahmudiyan      Beyliği döneminde gerçekleşmiştir. Bu tarihsel hareketlilik, bazı Şemskiler tarafından aşiretin başlangıç noktası olarak kabul edilmiş ve aşiretin Hacı Şemseddin tarafından tesis edildiği iddia edilmiştir. 
Bu nedenle kendilerine “Şemski” adının verildiğini savunan görüş, zamanla aşiret içinde yaygın bir  efsane hâline gelmiştir. Ancak bu iddiaların tarihsel gerçeklikle örtüşmediği açıkça görülmektedir.
Mevcut belge ve kroniklere göre, Şemski aşiretinin isminin ve tarihsel varlığının başlangıcı, Miladi 11. yüzyılda doğan ve yaklaşık 49 yıl emirlik yapan Halife Hacı Şems’ül Melik Emir Cafer’e  dayanmaktadır. Başka bir ifadeyle, Şemski aşiretinin ilk lider şahsiyeti Şems’ül Melik Emir Cafer’dir.
Nitekim, 16. yüzyılda yaşamış Hacı Şemseddin’i aşirete adını veren ilk kişi olarak kabul eden görüşlere, “Hacı Şemseddin’den önce aşiretin adı neydi ya da hangi aşiretin koluydu?” sorusu yöneltildiğinde, bu konuda tatmin edici bir cevap verilememektedir. Ayrıca Hacı Şemseddin’in mezarının nerede bulunduğuna dair de güvenilir bir bilgi mevcut değildir.

Osmanlı arşiv belgeleri de bu durumu desteklemektedir.1520 tarihli Halep Tahrir Defteri’nde Şemskiler,Birecik, Urfa,Sacur,Rûc ve Mardin Arabî Dağı civarında sekiz cemaat hâlinde yaşayan  Dunbuli (Dınbeli) hanedanının sekiz kolundan biri olarak kaydedilmiştir.Bu kayıtlaragöreKethüda Hacı Şemseddin’e tabi olan Şemski cemaatinin Hicri 932 (Miladi 1526) yılında 94 hane, 2 mücerred ve 1538 akçe varidatı bulunmaktaydı. Aynı dönemde, yine Şemseddin Kethüda’ya bağlı başka bir Dunbuli cemaati ise 34 hane ve 6 mücerredden oluşmaktaydı. Hicri 946 (Miladi 1539) yılında bu cemaatin  Acûz nahiyesine yerleştiği ve 15 neferden ibaret olduğu kayıt altına alınmıştır. 1526 sonrası tahrir defterlerinde Kethüda Hacı Şemseddin’in adına rastlanmaması, onun bu tarihten sonra ya göç ettiğini ya da vefat ettiğini düşündürmektedir.

Şems’ül Melik Emir Cafer ile Hacı  Şemseddin arasında yaklaşık beş yüz yıllık bir zaman farkı bulunmaktadır. Dolayısıyla, mevcut yazılı ve belgeli kaynaklar, Şemskilerin ilk atası olarak Şems’ül Melik Emir Cafer’i işaret etmektedir.

Şems’ül Melik Emir Cafer’in soyu, Abbâsîler dönemine kadar uzanmaktadır. Şecere kayıtlarına göre, dedeleri Abbâsî Halifesi Harun Reşid’in ünlü veziri Yahya el-Bermekî’nin soyundandır. Bu silsile şu şekilde aktarılmıştır.: Ebü’l Muzaffer Cafer Şems’ül Mülûk  yani (Şems), Emir İsa es-Selâhaddin, Yahya el-Kürdî, Emir Cafer-i Sânî, Emir Süleyman, Emir Şeyh Ahmed Bey, Emir Musa-i Melik Tahir, Melik Emir İsa, Emir Musa, Harun Reşid’in veziri Emir Yahya, Kadıkudat Halid, Kubad, Bermek, Erdevan, Bermek ve Enûşirvân-ı Âdil.

Şems’ül Melik Emir Cafer’in biyografisi, Dîroka Khoy ve Tarihi Denabil adlı eserlerde ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır. Bu kaynaklarda, “Dunbulilerin Meşhurları” başlığı altında, onun Dümbeli emirleri arasında en tanınmış ve en etkili şahsiyetlerden biri olduğu vurgulanmaktadır. Aydın kişiliği, yardımseverliği, devlet adamlığı vasfı ve halk üzerindeki manevi etkisi nedeniyle kendisine “Şems” lakabı verilmiş ve Şems’ül Melik Emir Cafer adıyla tanınmıştır. Dunbuli-Şemski tarihinde “Üçüncü Cafer” olarak anılmaktadır. Kendisine tabi halk kısaca  adını Şems olarak anmaktadır.

Rivayetlere göre Şems’ül Melik Emir Cafer, ilmî yönüyle de öne çıkan bir şahsiyetti. Ana dili Kürtçe’nin yanı sıra Farsça, Arapça, Ermenice ve Azeri Türkçesini iyi derecede bildiği aktarılmaktadır. Dunbuli tarih kroniklerinde ortak olarak yer alan bilgilere göre, Dunbuliler bir aşiret konfederasyonu olup birçok oymaktan oluşmaktaydı. Bu oymaklar arasında; Emir Yahya’nın torunları olan Yahya Dunbulileri, Ebü’l Muzaffer Cafer Şems’ül Mülûk’ün torunları olan Şemsikîler, Emir İsa’nın torunları olan İsabeyliler ile Emir Feridun ve Emir Eyübhanî’nin torunları olan Beyzadeler sayılmaktadır.

İranlı tarihçi Baba Marduh Ruhani, Kürt Ünlüleri adlı eserinde Şems’ül Melik Emir Cafer’i, Hoy şehrinin hâkimi ve Bermekî soyundan gelen Dunbulilerin ilk emiri olarak tanımlamaktadır. Ona göre Şems’ül Melik, ilk icraat olarak Hoy şehrini hükümet merkezi hâline getirmiştir.

Hurşidi Tarihi’nde ise şu bilgiler aktarılmaktadır: Hoy Emiri Şems’ül Melik’in 15 nesil boyunca torunları Hoy’da hüküm sürmüştür. Şems, Kürdistan’ın tamamına yayılmış olan Dunbuli topluluklarını —Diyarbakır, Ermenistan, Azerbaycan ve Şam’a kadar uzanan bölgeleri— hâkimiyeti altına almıştır. Hicri 522 yılında Erciş Kalesi’ni fethetmiş, bu kalenin yakınında Rûsed Kalesi’ni inşa ettirmiştir. Ayrıca Sökmenabad ve Zorava civarında bulunan Perd Kalesi’ni kendisi için, Mameş Kalesi’ni ise akrabaları için imar ettirmiştir. Şems ve soyundan gelenler, uzun yıllar Perd Kalesi’nde hüküm sürmüştür.

Tarih-i Elfî Türkî adlı esere göre, Şems’ül Melik Emir Cafer, Perd Kalesi’ni Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’in torunlarından almıştır. Bu bilgi, Şems’in Selçuklu siyasi çevreleriyle doğrudan temas hâlinde olduğunu ve bölgesel güç dengeleri içinde etkin bir konumda bulunduğunu göstermesi bakımından önemlidir.

Ayrıca, Merhum Alikhani Terbiyeti, Danişmendnâme-yi Azerbaycan adlı eserinde, Şems hakkında önemli methiyeler yazan ve  1126-1199 tarihleri arasında yaşamış olan,  dönemin önemli şairlerinden Hâkânî ve Şems hakkında ayrıntılı bilgiler vermektedir. Bu eserde yazılanlara göre;  Hâkânî, Şirvanlı olup, Şirvan şahı Menuçehr Feridun, Selçuklular, Harzemşahlar ve Azerbaycan Atabeyleri döneminde yaşamıştır. Kaynaklarda aktarıldığı üzere, Bu atabeyler, Hakani Şirvaniden,  Şems’ül Melik Emir Cafer’in kişiliğini, asaleti­ni, yaşam tarzını, tarihî rolünü ve nesebini yakından öğrenip ; bu bilgilerin şiir diliyle kaleme alınmasını istemişlerdir. Bu amaçla şair Hâkânî, Şems’ül Melik’in hizmetine verilmiş ve uzun süre onun sarayında bulunmuştur.

Hâkânî, Şems’in sarayında geçirdiği bu sürenin ardından, Atabeylere hitaben kaleme aldığı şiirlerinde Şems’ül Melik ve ailesini şu mısralarla tasvir etmiştir:

“Onlar nur gibi pak,
Kâbe’nin muhafızları gibiydiler.
Kâbe’nin kapısına asılsa, örtüsü kadar kıymetli olurlardı.
İbnü’l-Kays’ın emrinde Kâbe’ye hizmet ettiler.
Bizim onları dünyaya anlatmamız gerekir.”

Bu dizelerde Hâkânî, Şems’ül Melik ve ailesini dinî saflık, asalet ve hizmet anlayışıyla özdeşleştirerek yüceltmektedir. Hâkânî ayrıca, Şems’ül Melik’in Azerbaycan Atabeyleri için bir fikir adamı ve danışman konumunda bulunduğunu; bölgedeki ümera ve vezirlerle sürekli temas hâlinde olduğunu da özellikle vurgulamaktadır.

Şems’ül Melik’in vefatından sonra, şair Efzaleddin İbrahim Hakani Şirvani hac yolculuğu sırasında Irak’ta konaklamış; burada dönemin alimleri ve ileri gelenleri tarafından misafir edilmiştir. Bu meclislerde Şems’ül Melik Emir Cafer’in adının saygı ve hayranlıkla anıldığını işiten Hakani, büyük bir şaşkınlık ve duygulanma yaşamıştır. Oradaki ulemanın tamamının Şems’ün adını bildiğini ve onu övgüyle andığını görmesi üzerine, henüz Irak’ta bulunduğu sırada Tuhfetü’l-Irakeyn adlı eserini kaleme almıştır. Bu eserde, Şems’ül Melik Emir Cafer ve onun yakın dostu olan Şirvanşah Menuçehr Feridun için uzun methiyelere yer vermiştir.

Eserde yer alan şiirlerden kısa bir bölüm şu şekildedir:

“Bu iki kişinin bulunduğu meclis,
Kâbe-i Ekber’dir, şüphesiz Kâbe’dir.
Onlar sırları açığa çıkaranlardı,
İlimler serden, hazineden gelir.
Çünkü ikisi de  pak ve temizdir.

Hem Hz. Ali hem Ca‘fer-i Tayyar,
Ben söz açayım üçüncü Ca‘fer’den.

          Nesebi Bermekîlere dayanır hükmen,

İkisi de savaşta güçlü ve metanetlidir.

Hem gül gibi narin hem de son derece cömerttirler…”

Bu dizelerde Şems’ül Melik’in soyu Bermekîlere bağlanmakta, ilmî ve ahlaki üstünlüğü ile birlikte askerî kudreti ve cömertliği de vurgulanmaktadır.

Şems’ül Melik ve ailesi, yaklaşık 250 yıl boyunca, yani Moğol istilasına kadar, bölgede emirlik makamını ellerinde tutmuş; uhdesindeki ziynet ve hazineleri koruyarak emirliğin ekonomik ve siyasi gücünü artırmıştır. Moğol istilasının ardından, Şems’ün oğlu Melik Tahir lakaplı Emir Bey’in soyundan gelen Emir Behlül’ün oğlu Mansur Şah  Hicri 800 yani Miladi 1398 yılında Sincar Kalesi’ni onarmış; Hoy, Perd ve Mameş kalelerinde uzun süre hüküm süren Şemski, İsabeyi ve diğer Dünbuli ailelerini bu bölgeye yerleştirmiştir.

İki oğlu bulunan Şems’in vefatının ardından emirlik yönetimi Emir Beg ile Kadilkudat Ebu Abbas  Sa‘det Bey arasında paylaşılmıştır.   Sa'det  Emirliğin Şer'i Hukuk ve eğitim işleri ile görevlendirilmiştir. Şemskanlu Hanedanının soyu, Emir Cafer Şemsü’l-Melik Şems’in oğlu Sa‘det’in torunları olarak günümüze  gelmiştir. Emir Bey ise daha  ziyade askeri konularla ilgilenmiştir. Nitekim Bütün kaynaklarda Dünbuli secere ve  tarihi kronolojisi Emir Bey üzerinden yürümüştür. 

Emir Beg; Hoy, Sekmanabad, Zorava ve çevresindeki diğer İran bölgelerinde hüküm sürerken, Sa‘det Beyin torunları, Şam, Musul ve kısmen Mısır coğrafyasında siyasi hâkimiyet tesis etmişlerdir. Sa'det'in oğlu,  Büyük islam delaili Ebu Abbas  Muhammed Halildir. Halilin oğlu da,  Eyubilerin Şam  Emiri Sultan İsa döneminde kadılar kadısı olarak görev yapan Ebu Abbas  Şemseddin Ahmetdir. Günümüzde hala hukuk fakültelerinde bir çok içtihat'a ışık tutan kitapların sahibi kadilkudat, Ebu Abdullah  Şehabeddin Muhammed ise Ebu Abbas Şemseddin Ahmed'in oğludur.

ŞEMS'İN BIRAKTIĞI ESERLER

Şems’ül Melik Emir Cafer, hükümdarlığı süresince cömertliği ve hayırseverliği ile tanınmış; bulunduğu yerlerde kalıcı mimari eserler bırakmıştır. Şems, emirliği süresince çok sayıda mimari ve ilmî eser bırakmış; bunlar arasında en dikkat çekici yapı, Hoy Meydanı’nda inşa ettirdiği Şems Minaresi olmuştur. Dönemin inşa geleneğine uygun olarak, minare yapımında en değerli süsleme unsurları kabul edilen ahu, geyik ve dağ keçisi kafatası kemiklerinden oluşan görkemli bu minareyi İran’ın Hoy kentinin merkezinde inşa ettirmiştir. Günümüzde hâlen ayakta olan bu yapı, İranlılar tarafından “Şemsê Dinbilî Minaresi” olarak adlandırılmaktadır.

Merhum Ali  Terbiyet"Danişmendname-i Azarbaycan" isimli kitabında Şirvan Şairi hakaninin, Asubuh ve Tuhfetül irakeyn isimli kasidelerinde Şems-ül Melik'i meth ederek Khoy'daki bütün Burç, İmaret, Medrese ve yetimhanelerin  Şems'in eseri olduğunu kaydeder.

Emir Kebir Mahmut han'da "Tezkiret ül Dinbili" de Khoy'daki bütün eserlerin şemsül Melik'e ait olduğunu  ifade ederek, şemsin Mezarının Khoy Meydanında yaptırdığı Minaresinin hemen altındadır şeklinde  ifade etmektedir.

İşte Sems Minaresinin çevresinin restore edilmemiş hali.(Bu fotoğraf 1920 yılında çekilmiştir)

Bazı iran menşeyli  kaynaklar kasıtlı olarak Minare ve türbenin Şems'i Tebrizi'ye ait olduğunu iddia etse de bilgileri doğru değildir. Çünkü Tebrizli  Şems'in Mezarı Şu anda Konya'da Şemsi Tebrizi camisindedir.

Khoy'daki türbenin İran şahı Şah İsmail tarafından  restore edildiği iddiaları da tamamen  uydurmadır. Zira Türbenin etrafı  1920 yılından sonra restore edilmiştir. Türbenin  Şemskilerin dedesi Şems'e ait olduğunun en büyük kanıtı da 1920 yılında çekilmiş olan  minarenin  resmidir. yukarıdaki resimde de anlaşılacağı üzere 1920 yılında  çekilmiş olan minarenin  çalı çırpılarla kaplı  bir alanda olduğu ve herhangi bir restorasyon görmediği anlaşılmaktadır. Zaten  şah ismail 1500 lü yıllarda yaşamıştır. Şemsi tebrizi ise,  Dedemiz  Şems'ten yaklaşık 100 yıl sonra yaşamıştır. şemsi  Tebrizi dünyaya gelmeden  öncek yazılmış olan eserler de bu minare ve mezardan bahsetmektedir. Restorasyon  1975 yılında  Humeyni döneminde yapılmıştır.

Bu işin aslını öğrenmek için Mirasi ferhengi denilen İran Vakıflar Başkanlığına  yaptığımız  müracaat'ta bize bilgi vermek istemediklerini ve  bu işi kurcalamanın bir fayda getirmeyeceğini ifade ederek kapıları kapattılar. 

Başka bir delil de İran Milli kütüphanesindeki Tarih-i Şehr Khoy  isimli kitaptır. Bu kitapta, Khoy şehrindeki bütün eserlerin Şems-ül melike ait olduğunu yazarken, ve Tebrizde dünyaya gelen Şemsi Tebriziden hiç bahsetmemektedir.

Şems-ül Melik'in oğlu Emir beg Babasının Mezarının hemen alt tarafında bir bir cami inşa etmiştir. Bu cami ile Şems'in  mezarının içinde bulunduğu araziye Şemsin Bağları denilmektedir. Yani Emir beg'in camisi ile şemsin minaresi ve mezarı bu aileye ait bağların içinde inşa edilmiştir.   Eski iran kayıtlarında bu arazi Şems ül melik ailesine ait olduğu mevcuttur. 

Sadece  bu minare ile mezarın Şemsi Tebriziye ait olduğuna dair tek uydurma delilleri şudur; Bir zamanlar buradan bir bir bezirgan geçmiş ve bezigan  bu bağlara Şah bağları denildiğini not almış, ancak hangi şah zamanında oradan geçtiğine dair bir bilgi yoktur. 

Malum olduğu üzere İran şii inancını benimser, dolayısı ile en  önemli eser ve kişilikleri Şiilere mal etme çabası güttüğünden, bu eserlerin şii veya İran kökenlilere   ait olduğu algısını yaratmaya çalışmaktadır. Bu nedenle Şems-ül Melike ait olan bu eserleri Şemsi Tebrizi ye isnat etmeye çalışmaktadır.

Ayrıca, XII. yüzyılda Erzurum’da inşa edilen ve günümüzde Saat Kulesi olarak bilinen Tepsi Minare külliyesinde, eserin Şems’ül Melik tarafından yaptırıldığına dair bir ibarenin bulunduğu ifade edilmektedir. Ancak bu kayıtta adı geçen şahsın, Şems’ül Melik Emir Cafer ile aynı kişi olup olmadığı henüz kesin olarak teyit edilememiştir.

Sonuç olarak, Tarih, yalnızca anlatılan hikâyelerin değil, belgelerin, suskunlukların ve unutulmuş izlerin toplamıdır. Şemski tarihine dair yüzyıllar boyunca aktarılan rivayetler, zamanla hakikatin önüne geçmiş; aşiretin kökeni, masalsı anlatılar içinde bulanıklaşmıştır. Oysa yazılı kaynaklar dikkatle incelendiğinde, bu sis perdesinin ardında güçlü ve berrak bir hakikat belirir: Şemski adının ve varlığının kaynağı, 11. yüzyılın müstesna şahsiyetlerinden Şems’ül Melik Emir Cafer’dir.

Osmanlı tahrir defterleri, Dunbuli kronikleri ve Hâkânî Şirvânî’nin şiirleri, Şems’ül Melik’i yalnızca bir emir olarak değil; ilmiyle, asaletiyle ve siyasi basiretiyle çağını aşan bir figür olarak tasvir eder. Hoy’dan Perd’e, Mameş’ten Erciş’e uzanan bu tarih, bir aşiretin göç hikâyesinden çok daha fazlasıdır; kalelerle mühürlenmiş bir hâkimiyetin, ilimle beslenmiş bir soyun ve iki buçuk asır süren bir siyasi mirasın ifadesidir.

Bu nedenle Şems’ül Melik Emir Cafer, yalnızca Şemski aşiretinin atası değil; Kürt ve Azerbaycan tarihinin ortak hafızasında yer alan kurucu bir şahsiyet olarak değerlendirilmelidir. Onun adı etrafında şekillenen tarih, efsanelerle değil, belgelerle okunmalı; geçmiş, hak ettiği tarihsel ciddiyetle yeniden anlamlandırılmalıdır.

Sonuç olarak, Şemski tarihinin sağlıklı biçimde anlaşılabilmesi, sözlü anlatılara dayalı kabullerin eleştirel bir süzgeçten geçirilmesi ve yazılı-belgeli kaynakların merkeze alınmasıyla mümkündür. Şems’ül Melik Emir Cafer, yalnızca bir aşiretin atası değil; Orta Çağ Kürt-Azerbaycan tarihinin siyasi, kültürel ve entelektüel dokusunda iz bırakmış müstesna bir tarihsel şahsiyet olarak değerlendirilmelidir. Onun adı etrafında şekillenen tarih, efsanelerle değil, belgelerle okunmalı; geçmiş, hak ettiği tarihsel ciddiyetle yeniden anlamlandırılmalıdır. Bu çalışma, ileride yapılacak daha kapsamlı arşiv araştırmaları ve karşılaştırmalı tarih incelemeleri için sağlam bir zemin oluşturmayı hedeflemektedir.


Mehmet KEKLİK

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hayata,tarihe ve gündeme dair derinlikli          yorumla Köşe yazılarımızda buluşalım Her yazıda farklı bir perspektif, ...