Bir Çağın Tanığı: Şemskanlı Aslané Keso
1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması ile Osmanlı idaresine katılan
Erivan, yüzyıllar boyunca farklı etnik ve aşiret gruplarına ev sahipliği
yapmıştır. Bu çok katmanlı yapının dikkat çekici unsurlarından biri de, kimi
kaynaklara göre Doğubeyazıt’tan, kimi kaynaklara göre ise İran’ın Xoy(Khoy) şehrinden
bölgeye intikal eden Şemskanlı aşiretidir. İşte bu aşiretin yetiştirdiği,
cesareti ve fiziki gücüyle temayüz etmiş bir sima olan Aslané Keso, 19. yüzyıl
sonu ile 20. yüzyıl başındaki büyük altüst oluşların canlı bir tanığıdır. Asıl
adı Hasan olan Aslan, Şemskanlı Keso ile Kewê’nin oğlu olarak 1897 yılında
Erivan’a bağlı Tezekend köyünde dünyaya gelmiştir.[Khoy]
1. Tezekend’de Bir Çocukluk: Sofi Mıhemed’in Himayesinde
Açık tenli, iri yapılı ve çevresince sevilen bir çocuk
olarak büyüyen Aslan, ailede erkek çocukların en büyüğüydü. Babası Keso’nun
erken vefatı üzerine, amcası Sofi Mıhemed’in himayesine girmiş; geleneksel
medrese usulüyle Kur’an dersleri almıştır. Bu terbiye, ona hem dini bir
derinlik hem de aşiret içinde saygın bir konum kazandırmıştır. Dönemin zorlu
şartlarına rağmen Tezekend’deki hayat, Aslan’ın karakterini şekillendiren ilk
mektep olmuştur.
2. “Êl Ûrıs Lı Hevketin”: Bir Tehcîrin Anatomisi
Aslan 20 yaşına geldiğinde, I. Dünya Savaşı’nın Kafkas
Cephesi’nde yarattığı kaos, Anadolu ve Güney Kafkasya’daki Müslüman ahali için
bir varoluş mücadelesine dönüşmüştü. Halk arasında “Êl Ûrıs Lı Hevketin” yani
‘Rus-Ermeni birbirine girdi’ şeklinde kavramsallaştırılan bu dönem, 1915 Ermeni
Tehcir Kanunu’nun uygulanmasından 1918’e kadar süren göç, müsadere ve
çatışmalar silsilesini ifade eder. İşte bu hengâmede, Ermeni ve Rus çetelerinin
baskıları Erivan kırsalında yoğunlaşınca, Aslan ve Beski aşiretinden iki
arkadaşı, “Fılıstana érmeniya” olarak anılan bir bölgeye iş maksadıyla
gitmişlerdir.
3. Kulek’ten Kaçış: Bir Hayatta Kalma Anlatısı
Misafir oldukları, eski yanaşmaları olan bir Ermeni ailenin
evinde konakladıkları sırada, silahlı gruplar köydeki Müslüman haneleri tek tek
basmaya başlamıştır. Aslan’ın kendi anlatımıyla, ev sahibi onları ahırın
tepesindeki “Kulek” adı verilen dar ışıklık penceresine yönlendirmiştir. Uzun
uğraşlar sonucu bu dar aralıktan çıkmayı başaran üç genç, gece karanlığından
istifade ederek izlerini kaybettirmiş; dağlarda gizlenerek ertesi gün
Tezekend’e ulaşmışlardır. Ancak köy tamamen boşaltılmış, ahali mallarının bir
kısmını yanlarına alarak can havliyle göç etmiştir. Aslan’ın ailesi de, yük
hayvanı olarak kullanamayacakları kadar zayıf olanlar hariç tüm hayvanlarını
alıp yola çıkmıştır. Arap atları Bécan ise ortada yoktur.
Açlıkla mücadele eden Aslan ve arkadaşları, amcası Sofi
Mıhemed’in damındaki güvercinleri keserek hem o geceyi hem de sonraki günlerin
iaşesini temin etmişlerdir. Gündüzleri saklanıp geceleri yol alarak ilerleyen
grup, Beskiler’e ait bir başka boşaltılmış köye vardıklarında savaşın dehşet
verici bir yüzüyle karşılaşmışlardır: Ermeni ve Yezidi çeteler tarafından bir
buğday kuyusuna ayaklarından sarkıtılmış, işkence görmüş iki Beski kardeş.
Aslan ve arkadaşları onları kurtarmış, su vermiş, ancak kardeşlerden biri orada
can vermiştir.
4. Aras’ta Yeniden Doğuş: Aileye Kavuşma ve Köprü Geçişi
Günler süren takipten ve ölümden kaçıştan sonra Aslan, Aras
Nehri yakınlarındaki Cemaldin köyünde muhacir kafilesine, dolayısıyla ailesine
kavuşmuştur. Annesi Kewê’nin onu sağ gördüğündeki feryadı, kardeşleri Hüseyin,
Hasan, Ali, Perişan ve Sûté’nin sevinci, amcaları Sofi Mıhemed, Sofi Eko ve
Sano’nun hasretle sarılmaları, anlatılarda bir destan sahnesi gibi yer alır.
Ancak tehlike henüz geçmemiştir. Rus kuvvetleri, takipteki muhacirlerin
geçişini engellemek için Aras üzerindeki demir ayaklı köprünün ahşap kısımlarını
ateşe vermiştir.
Burada Aslané Keso’nun fiziki gücü ve fedakârlığı tarihe not
düşer. Halı, kilim ve keçeler yanmakta olan köprünün üzerine serilerek bir
geçiş yolu oluşturulur. Tüm aile fertleri karşıya geçerken, Aslan, sevgili
atları Bécan’ın tayını kucağına alarak alevlerin içinden geçirmeyi başarır.
Bécan ise yüküyle birlikte Aras’ın azgın sularını yüzerek aşar. Bu sahne, bir
muhacirin sadece kendini değil, ailesini, hatırasını ve geleceğini de kurtarma
iradesinin sembolüdür.
5. Tatvan Kotum: Umut ve Matemin Kesiştiği Köy
Kafile, günler süren yolculuğun ardından Bitlis’in Tatvan
ilçesine bağlı, o dönemde Ermenilerden boşalmış olan Küçüksu(Kotum) köyüne ulaşır.
1918 sonbaharında köye yerleşen Şemskanlılar için Kotum, yeni bir başlangıç
umududur. Ancak 1919 ilkbaharında bastıran yağmurlar, Aslan’ın ailesinin
sığındığı eski ve bakımsız evin damını çökertir. Aslan, çöken mertekleri
omuzlayarak annesi ve kardeşlerinin dışarı çıkmasına imkân tanır. Ne var ki, bu
kahramanca çaba sırasında başına düşen sivri bir ağaç parçası onu ağır yaralar.
6. Yarım Kalan Sevda: Dramatik Bir Veda
Dönemin imkânsızlıkları içinde doktor ve hastane
bulunamadığından, Aslan’ın yarası giderek ağırlaşır. Üçüncü günün sonunda,
zaman zaman rahmetli babası Keso’yu sayıklamakta, zaman zaman da Kotum’da
gönlünü kaptırdığı genç bir kızdan bahsetmektedir. Annesinin “Allah’ın izniyle
iyileşeceksin oğlum” sözleri üzerine tebessüm ederek, “İyileşirsem sevdiğim
kızı ister misiniz?” diye sorar. Bu masum talep, kızın babası tarafından
anlayışla karşılanır. Kız, Aslan’ın yanına getirilir ve ikisi baş başa
bırakılır.
Bu görüşmeden birkaç saat sonra, henüz 22 yaşındaki Aslané
Keso, Hakk’ın rahmetine kavuşur. Onun bu erken ve trajik vefatı, Şemskanlılar
için Kotum’u mateme dönüştürür. Naaşı köyün dışındaki bir tarlaya defnedilir;
bugün o alan Müslüman mezarlığı olarak kullanılmaktadır.
Sonuç: Dağılan Bir Aile, Yaşayan Bir Hafıza
Aslan’ın vefatından sonra Şemskanlılar Kotum’u terk ederler.
Bir kısmı Kars Ölçülü(Wezn Köyü), bir kısmı Digor Merweng ve Naxşivan köylerine dağılır.
Aslan’ın ailesi ile amcası Sofi Mıhemed, Patnos’un Kosa köyündeki akrabaları
Mala Şemsé Çaço’nun yanına yerleşir. Sofi Mıhemed burada vefat eder. Aile daha
sonra Muş Bulanık’a göç eder. Kardeşlerinden Hüseyin ve Hasan Bursa’da vefat
ederken, Ali, vasiyeti üzerine Kotum’a, ağabeyi Aslan’ın yanına
defnedilir.
Aslané Keso’nun hayatı, bireysel bir trajediden öte, 20.
yüzyıl başında Anadolu ve Kafkasya’da yaşanan büyük nüfus hareketlerinin,
savaşın siviller üzerindeki yıkıcı etkisinin ve aile bağlarının sınandığı bir
dönemin mikro tarihidir. Onun Aras’ta yanan köprüden tay taşıyan kolları,
Kotum’da çöken damı sırtlayan omuzları, bugün hâlâ Şemskanlı hafızasında bir
kahramanlık ve hüzün menkıbesi olarak anlatılmaktadır. Bu anlatı, sadece bir
ailenin değil, bir coğrafyanın da kaderini özetler..
Derleme: Memedé Kazım
Kaynak:1-Kazım Keklik
2-Z.Rende
3-Yusuf Ayhan
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder