Kürt tarihi denince akla ilk gelen isimlerden biri olan Selahaddin Eyyubi'nin amcası Esedüddin Şirkuh bin Şadi, aslında yeğeninin önünü açan en büyük komutandı. Adının anlamı bile onun kim olduğunu anlatıyor: Kürtçe ve Farsça'da Şîrkuh - Dağın Aslanı, Arapça lakabı Esedüddin - Dinin Aslanı.
Ailesi ve Tikrit'ten Musul'a Uzanan Yolculuk
Hezbani Kürt aşiretine mensup olan Şirkuh'un ailesi aslen Duvin (Divin) bölgesindendi. Babası Şadi bin Mervan, bir dönem Şeddadi Kürt emirlerinin hizmetinde bulunmuştu. Şeddadiler yıkılınca aile önce Bağdat'a, sonra Tikrit'e yerleşti. Tikrit'te babası valilik yaptı. Babasının vefatından sonra bu görevi ağabeyi Necmeddin Eyyub devraldı.
Şirkuh ise hep ağabeyinin yanında, en güvendiği savaşçı olarak kaldı. 1130'lu yıllarda Tikrit'te çıkan bir hadise yüzünden aile Musul'a, İmadeddin Zengi'nin yanına sığınmak zorunda kaldı. İşte bu göç, Şirkuh için yeni bir çağın başlangıcı oldu.
Nureddin Zengi'nin En Güvendiği Emir
Zengi'nin hizmetine girdikten kısa süre sonra Haçlılara karşı gösterdiği cesaretle dikkat çekti. 1146'da İmadeddin Zengi ölünce yerine geçen oğlu Nureddin Mahmud Zengi'nin en yakın adamı oldu.
Nureddin ona Humus, Rahbe ve çevresini ikta olarak verdi. Şirkuh burada kendi adıyla anılan seçkin süvari birliğini Esediyye'yi kurdu. Bu birlik daha sonra Eyyubi ordusunun çekirdeğini oluşturacaktı. 1154 yılında Şam'ın Zengi topraklarına katılması da onun diplomatik başarısıydı.
Üç Mısır Seferi ve Bir İmparatorluğun Temeli
Asıl efsane, 1164-1169 yılları arasındaki Mısır seferlerinde yazıldı. Fatımi Devleti içeriden çöküyor, Haçlılar ise Mısır'ı ele geçirmek için fırsat kolluyordu.
Nureddin, bu zor görev için Şirkuh'u seçti.
Birinci seferde (1164) yanında sadece 2000 atlıyla çöle girdi. İbnü'l-Esir bu olayı "tarihin kaydettiği en şaşırtıcı hadiselerden biri" olarak anlatır. Bu küçük kuvvet hem Fatımi veziri Şaver'in oyunlarını bozdu hem de Haçlıları durdurdu. Yanında yeğeni Selahaddin de vardı. Selahaddin gerçek komutanlığı amcasının dizinin dibinde öğrendi.
İkinci sefer (1167) Haçlı Kralı I. Amaury'e karşı yapıldı. Zorlu çöl şartlarına rağmen Şirkuh geri adım atmadı.
Üçüncü ve son sefer (1168-1169) ise her şeyi belirledi. Haçlılar Kahire'yi kuşatmışken Şirkuh'un yaklaştığını duyunca paniğe kapılıp çekildiler. 18 Ocak 1169'da Kahire'ye zaferle giren Şirkuh, Fatımi Halifesi el-Adid tarafından el-Melikü'l-Mansur Emirü'l-Cüyuş (Orduların Muzaffer Emiri) ilan edildi ve vezir tayin edildi.
Vezir olduktan sadece iki ay sonra, 23 Mart 1169'da Kahire'de vefat etti. Cenazesi önce Kahire'ye, sonra 1183 yılında Medine'ye nakledildi.
Nasıl Bir İnsandı?
Kaynaklar onu kısa boylu, iri yapılı, açlığa ve susuzluğa dayanıklı, vakur ve son derece cömert bir komutan olarak anlatır. Halep ve Şam'da medrese, ribat ve mescitler yaptırmıştır.
Tarihçilerin ortak görüşü şudur: Şirkuh olmasaydı Selahaddin de olmazdı. O, Mısır'ın kapısını açarak Eyyubi Devleti'nin temellerini atan, İslam birliğini Haçlılara karşı koruyan Dağların Aslanı'dır.
Kürtlerin ve İslam dünyasının bu büyük evladı, adının hakkını vererek tarihin şerefli sayfalarında yaşamaya devam ediyor.
Kaynak: Mehmed Emin Zeki Bey, Kürd ve Kürdistan Ünlüleri, Öz-Ge Yayınları (İlgili sayfalar 212-214) ve İbnü'l-Esir, el-Kamil, Ebu'l-Fida.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder